İlimden İrfan Limanına Yolculuk
Kişinin zihinsel tekâmül sürecinde karşılaştığı en büyük engel, çoğu zaman dışarıdan dikte edilen epistemik bir hegemonya (bilgi tahakkümü) hâlinde sunulan ve sorgulanmadan kabul edilmesi beklenen "hazır bilgi" parçalarıdır. İnsan, yaşamı boyunca bu öğretilerin gölgesinde bir kimlik inşa etmeye çalışırken, aslında başkalarının ya da günümüzde internet/yapay zekânın çizdiği sınırların içinde devinip durur. Oysa hakiki bir varoluş, zihne istiflenen bu teorik bagajın ağırlığından kurtulmayı gerektirir. İşte tam bu noktada irfan, sadece bir bilme biçimi olarak değil, öğretilenlerin tamamını reddedebilme ve zihni mutlak bir sessizliğe ulaştırabilme gücü olarak tezahür eder.
Hakikat yolculuğu, elindekileri birer dogma gibi muhafaza edip "gelin siz de bundan nasiplenin" diyerek başkalarına pazarlanan bir konfor alanı değildir. Aksine bu yolculuk, kişinin sahibi olduğunu sandığı her şeyi masanın üzerine koyup, onları bir kenara itebilecek varoluşsal cesareti göstermektir. Zira dışarıdan eklemlenen her veri, bireyin kendi özgün merkezine ulaşmasını engelleyen birer katman hâline gelmektedir. Şayet bu öğretiler gerçekten senin hakikatinle örtüşüyorsa, onları özgür iradenle kenara bıraktığında zaten daha rafine bir biçimde sana geri döneceklerdir. Önemli olan, o "boşluk" anındaki iradeyi koruyup, felsefesiyle yeniden yaklaşımı sağlayabilmektir.
Hakikat yolculuğu, elindekileri birer dogma gibi muhafaza edip "gelin siz de bundan nasiplenin" diyerek başkalarına pazarlanan bir konfor alanı değildir. Aksine bu yolculuk, kişinin sahibi olduğunu sandığı her şeyi masanın üzerine koyup, onları bir kenara itebilecek varoluşsal cesareti göstermektir. Zira dışarıdan eklemlenen her veri, bireyin kendi özgün merkezine ulaşmasını engelleyen birer katman hâline gelmektedir. Şayet bu öğretiler gerçekten senin hakikatinle örtüşüyorsa, onları özgür iradenle kenara bıraktığında zaten daha rafine bir biçimde sana geri döneceklerdir. Önemli olan, o "boşluk" anındaki iradeyi koruyup, felsefesiyle yeniden yaklaşımı sağlayabilmektir.
İlim ve irfan arasındaki kadim ayrım, zihin ile kalp arasındaki o geniş vadide gizlidir. İlim; zihinle inşa edilen, kitaplarla tasnif edilmiş ve ispata dayalı teorik bir çerçevedir. Bireye dünyayı tanımlama araçları sunar; ancak dünyayı nedensel bir bakış açısıyla "hissetme" yetisi kazandırmaz. Yunus Emre’nin o klasikleşmiş, sarsıcı uyarısında dile getirdiği gibi:
Buradaki "kendini bilme" eylemi, doğrudan irfana işaret eder. İrfan; kalple duyumsanan, yaşanmışlıkların imbiğinden geçerek karakterin dokusuna işleyen derin bir kavrayıştır. İlim, bir olgunun "ne" olduğuyla ilgilenirken; irfan, o olgunun varoluşun bütünü içindeki "nedenine" dair bağlantısallık kurar. İşte bu kozmik korelasyonu (bağlantısallığı) fark eden ve bilgiyi bir nedensellik çerçevesinde bütünleştiren kişiye arif denir. Ariflik, bilginin hamallığını değil, hikmetin taşıyıcılığını yapmaktır. Her çeşit erişilebilirliğin en yüksek dönemlerinin yaşandığı günümüzde de bu bilgi hamallığı tetiklenmektedir. Kişi kendini özümsenmeye değecek bilgi akışına muhatap tuttuğunda dahi, bir diğeri sıralı olarak çok hızlı tükenecek şekilde gelmesinden dolayı bunu kontrol altında tutmak oldukça güç hâle gelmektedir. Bu durum kişiye her şeyi bildiği yanılsamasını verse de çoğu zaman zihnin artık devinmediğinin sessiz bir göstergesidir. Burada bildiklerini terk edebilen ruh ile her daim devrim hâlinde olabilen zihni kontrol ve ahenk içerisinde beslemek gerçek bütünlüğe ulaşmanın yegâne yoludur.
Söz konusu yollardan biri de çocuğu olan her ebeveynin de girmesi gereken süreçlerden biri olarak modernleşmenin en büyük ölçütlerinden, kendi yaşam formlarını çocuğuna dayatan pedagojik bir otoriteryenizme karşı çıkabilmektir. Öyle ki bu bütüncül bakış, çocuğa kendi yolunu çizmesinde destekleyici rolden pek de fazlasını yapmadan, kişinin kendisinden kaynaklanan çocuğun kendi telosuna (varoluşsal amacına) ulaşmasına müdahaleci olmayan bir tanıklıkla eşlik etmek, bazen sadece seyredebilmek o aranan uyum biçimidir. Çünkü özde, o gerçek yaratıcı kimlik bu yol ile oluşacak ve kendi yönlendirmelerimizin acizliğinden öteki bir durum oluşabilecektir. Öyle ki Heykeltıraş Elizabeth King’in tabiriyle: “Süreç bizi niyetlerimizin fakirliğinden kurtarır.”
İslami gelenekte ise irfan, marifet eksenli bir epistemolojik disiplin olarak konumlanır. Epistemoloji, bilmenin kendisini bilmektir ki dinde bu aklın sınırlarını zorlayan aşkın hakikatlerle meşguliyetin en temel gerekli yaklaşım metodolojisi neden ya da mana arayan bir tikel bilgilerden tümel bir manevi senteze ulaşma metodolojisidir.
Sonuç itibarıyla irfan, bilgiyi istifleme aracı olarak değil, bir "oluş" biçimi olarak ele alır. Modern dünyanın bilgi obezitesi içinde yönünü kaybeden her birey için irfan; gürültüyü kesen, fazlalıkları budayan ve insanı kendi çıplak hakikatiyle baş başa bırakan sessiz bir güçtür. Başka birinin kusursuz görünen bilgi haritasını takip etmektense, kendi "reddiye" sürecinden geçerek inşa edilen o kusurlu, belki de daha az önemli ama sahici o yol insanı gerçek değer merkezine ulaştıracak izi bırakmaktadır.
"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen, ya nice okumaktır."
Söz konusu yollardan biri de çocuğu olan her ebeveynin de girmesi gereken süreçlerden biri olarak modernleşmenin en büyük ölçütlerinden, kendi yaşam formlarını çocuğuna dayatan pedagojik bir otoriteryenizme karşı çıkabilmektir. Öyle ki bu bütüncül bakış, çocuğa kendi yolunu çizmesinde destekleyici rolden pek de fazlasını yapmadan, kişinin kendisinden kaynaklanan çocuğun kendi telosuna (varoluşsal amacına) ulaşmasına müdahaleci olmayan bir tanıklıkla eşlik etmek, bazen sadece seyredebilmek o aranan uyum biçimidir. Çünkü özde, o gerçek yaratıcı kimlik bu yol ile oluşacak ve kendi yönlendirmelerimizin acizliğinden öteki bir durum oluşabilecektir. Öyle ki Heykeltıraş Elizabeth King’in tabiriyle: “Süreç bizi niyetlerimizin fakirliğinden kurtarır.”
İslami gelenekte ise irfan, marifet eksenli bir epistemolojik disiplin olarak konumlanır. Epistemoloji, bilmenin kendisini bilmektir ki dinde bu aklın sınırlarını zorlayan aşkın hakikatlerle meşguliyetin en temel gerekli yaklaşım metodolojisi neden ya da mana arayan bir tikel bilgilerden tümel bir manevi senteze ulaşma metodolojisidir.
